ŞEMSPARE
Yol kitaplarımdan ilki Şemspare.
Otobüste mide bulantısından dolayı kitap okuyamayanlardandım ben de.
Ama bu yıl neredeyse 3 saatimi otobüste geçirdiğimden bi çözüm bulmalıyım bu işe diye düşündüm. Onun dışında da okuyacak çok vaktim kalmıyor çünkü. Ya hiç okumadan geçen bir sene ya da alışana kadar çekilecek mide bulantılı günler. İkincisi daha az zararlı geldi ve ilk kitabımı seçtim raflardan. Doğum günümden bir gün sonraydı, kendime hediye niyetine güzel bir kitap alma niyetindeydim zaten. Elif Şafak hakkında net bir izlenimim yoktu, çok sevenlerin yanında çok eleştirenleri de vardı, görürdüm. Ama ben bir çok kişi gibi sadece "AŞK"ı okumuştum. O yüzden henüz erkendi hakkında bir kanaat geliştirmek için. Şemspare'nin arkasında yazanlar o anki ruh haline öyle uyuyordu ki, kitabı almadan çıkamayacağımı fark ettim.
"Kararır gökyüzü bazen; kasvetli bulutlar kaplar semayı. Hayatın ritmi durağanlaşır, sohbetler bildikleşir, içimizde birikir yalnızlık hissi. Nasıl özleriz o güneşi o zaman, griler içinde aradığımız renk demeti. Peri tozu gibi, inceden. Gönülden yazılmış her roman, her hikaye, her kelime bir şemsparedir...
Güneş parçası...
Düşer omuzlarımıza,
kar tanesi gibi usulca,
yağmur gibi yıkar ruhumuzu,
arındırır tozdan kirden
tekdüzeliklerden...
Şemspare"
Otobüste okumaya başlamak için de iyi bir seçim oldu. Kısa kısa yazılardan oluştuğu için, bir kaç okuyup bırakıyor, midem biraz kendine gelince devam ediyordum. İşe de yaradı, Şemspare içeriğinden öte büyük bir işlevsellik sağladı benim için. Yeniden okumaya başladım. Otobüste geçen bu büyük zamanı değerlendirme fırsatı buldum. Ve de o güneş parçası, şemspare düştü omuzlarıma, arındırdı ruhumu.
İşte o şemsparelerden küçük alıntılar:
"...Ve biz kadınlar kendimizi bozuk akçe gibi harcamadan sevemez miyiz dahi bir adamı?
Endişe ediyorum, evet, endşe etmez oluruz diye. Kanıksarız acıları, cenazeleri, ağıtları, yasları; empati yeteneğimizi, cebimizden düşüveren bir mendil gibi yitirir, uzaklaşırız birbirimizin yüreğinden diye.
Endişe ediyorum, evet, bazı bazı...
...Elimizde kürdan gibi incecik ve latif zıpkınlar, başkalarının mutsuzluğundan paye çıkarmak için avlanıyoruz derin sularda.
Uzaktaki birinin dedikodusunu yaparken aslında kendi hayatımızdır masaya yatırdığımız.
Yaralarımız, berelerimiz ve görünmez dövmelerimizle yaşıyoruz şu hayatı. Bir başkasına kızarken acaba bizi eskiden incitmiş olan herkese mi kızıyoruz?
...Devamlı arayış, devamlı varoluş halinde kimileri. Göçebe meşrep gezgin bezgin...
...İncelediğimiz, konuştuğumuz öykülerin ardında hep kendi arızalarımız yok mudur zaten?
...Aşk ancak özgürlükten doğar, özgürlükten beslenir. Özgürlüğün olmadığı yerde ne tam anlamıyla aşk vardır, ne dostluklar.
...Örselenmiş ilişkiler, tavsamış evlilikler, tekrara dayalı meslekler, yaşama sevincimizden çalan kariyerler... Hepsine aynen devam ediyoruz. Sırf ama sırf vazgeçemediğimizden.
Demem o ki dostlar, vazgeçebilmek lazım. Eğer bir yol bizi mutlu etmiyorsa onda körü körüne sebat etmek yerine, nefsimizi kendimize rehber kılmak yerine, bırakabilmek lazım. Yazamadığımız kitapları, çekemediğimiz filmleri, geliştiremediğimiz projeleri, yürütemediğimiz meslekleri ve artık bizi sevmeyen sevgilileri bırakabilmek...
Vazgeçebilmek, bazen en güzeli!"
Elif Şafak bu kelimelerle dokundu hayatıma. Belki de ben inanmak istedim bir şemspare düştüğüne omuzlarıma. Çünkü ihtiyacım vardı böyle bir dokunuşa. O şemspare beni tekrar okumaya yönelterek düştü. Okumaya başladım ve aydınlandı gökyüzüm. Yolda geçen o uzun zamanları sevmeye başladım. Evden bir ana önce çıkıp, yarıda kaldığım hikayelere dönmek için sabırsızlanır oldum.
Farklı konular hakkında yazılmış küçük yazıları seviyorsanız ve sizin de bir parça şemspareye ihtiyacınız varsa Elif Şafak'ın bu kitabını yabana atmayın derim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder